İçeriğe geç
İzmir Görüş

Yaşamı sorgula, burçları kendi renginde oku

Kişisel Gelişim

Tavsiye İstemek ile Onay Aramak Arasındaki Fark

Danıştığımız konuşmaların bir kısmı bilgi toplamak, bir kısmı ise verilmiş kararı rahatlatmak içindir. İkisini ayırmak daha iyi kararlar getirir.

Ozan Koral 4 dk okuma

Bir karara yaklaşırken çevremizdeki insanlara danışırız. Bu davranış dışarıdan hep aynı görünür: soru sorulur, görüş alınır, teşekkür edilir. Oysa bu konuşmaların bir kısmı gerçekten bilgi toplamak içindir, bir kısmı ise kararı çoktan verdikten sonra onu haklı çıkaracak bir ses aramaktır. İkisi birbirine çok benzediği için çoğu zaman kendimiz de hangisini yaptığımızı fark etmeyiz. Aradaki farkı görmek, hem daha iyi kararlar vermeyi hem de çevremizdeki insanların zamanına saygı göstermeyi kolaylaştırır.

İki Konuşmanın Amacı Farklıdır

Tavsiye istemek, elinizdeki bilgiyi genişletmeye yönelik bir hamledir. Bilmediğiniz bir şeyi bilen birine sorarsınız ve cevabın sizi mevcut eğiliminizden uzaklaştırabileceğini kabul edersiniz. Onay aramak ise duygusal bir ihtiyaçtır: kararın kendisi zaten verilmiştir, eksik olan şey rahatlamaktır. Bu ikinci durumda karşınızdakinden beklediğiniz şey bilgi değil, kararınıza eşlik eden bir cümledir.

İkisi de meşru ihtiyaçlardır. Onay aramak kendi başına kusur değildir; insan, riskli bir adımdan önce yalnız hissetmemek ister. Sorun, ihtiyacın adı yanlış konduğunda başlar. Onay ararken tavsiye istiyormuş gibi davranmak, karşınızdaki kişiyi gerçekten düşünmeye davet eder ve sonra o düşünceyi görmezden gelirsiniz. Bu, zamanla hem güveni hem de danışma alışkanlığını yıpratır.

Onay Arayışının Görünen İşaretleri

Ayırt etmek için birkaç basit belirtiye bakabilirsiniz. Soruyu sorarken cevabı da soruya yerleştiriyorsanız, örneğin “bence doğrusu bu, sence de öyle değil mi” diye başlıyorsanız, aradığınız şey büyük ihtimalle onaydır. Karşınızdakinin cevabı beklediğinizden farklı çıktığında içinizde savunma refleksi doğuyorsa, konuşma bilgi toplama konuşması değildir. Aynı soruyu farklı kişilere, beklediğiniz cevabı duyana kadar sormak da güçlü bir işarettir.

Bir diğer işaret zamanlamadır. Kararın geri dönüşü hâlâ mümkünken sorulan soru genellikle gerçek bir sorudur. Anlaşma imzalandıktan, bilet alındıktan, sözler verildikten sonra sorulan soru ise çoğunlukla rahatlama arayışıdır. Bu farkı fark etmek, konuşmadan ne beklediğinizi netleştirir.

Karşı Taraf İçin Neyi Değiştirir?

İnsanlar hangi tür konuşmanın içinde olduklarını sezer. Onay arandığını hisseden kişi ya kolaycı bir cevaba kaçar ya da dürüst konuşup ilişkiyi germeyi göze alır. İkisi de sizin için verimsizdir. Kolaycı cevap size yeni bir şey katmaz; dürüst cevap ise hazırlıksız yakalandığınız için sizi savunmaya iter. Oysa ne istediğinizi baştan söylemek bu ikilemi ortadan kaldırır.

Bunun pratik karşılığı çok basittir. “Kararımı verdim, biraz cesaret vermene ihtiyacım var” demek dürüst ve nettir. Karşınızdaki bunu duyduğunda size gerçekten destek olur, üstelik kendi görüşünü zorla dayatmak zorunda hissetmez. Aynı şekilde “henüz karar vermedim, beni yanlış bulduğun yerde durdurmanı istiyorum” demek de karşı tarafa açık bir görev tanımı verir.

Gerçek Tavsiye Nasıl İstenir?

İyi bir tavsiye sorusu, karşı tarafın işini kolaylaştıracak kadar bağlam içerir ama cevabı yönlendirecek kadar değil. Durumu anlatırken tercihinizi en sona bırakın; hatta bazen hiç söylemeyin. Seçenekleri kendi ağzınızdan eşit ağırlıkta aktarın. “Bu iki yolu düşünüyorum, hangisinin hangi riski taşıdığını nasıl görüyorsun” gibi bir soru, karşı tarafı taraf tutmaya değil analiz etmeye çağırır.

Kimden tavsiye istediğiniz de en az soru kadar önemlidir. Sizi memnun etmeye çalışan biri sizi yanıltır; sizi hiç tanımayan biri bağlamı ıskalar. En verimli danışma, konuyu bilen ama sizin kararınızdan çıkar sağlamayacak kişilerle yapılır. Sizinle aynı yoldan geçmiş biri deneyimini anlatabilir, ancak onun koşulları ile sizinkiler arasındaki farkı sormayı unutmayın.

Farklı Cevapla Karşılaşınca

Beklemediğiniz bir görüşle karşılaştığınızda ilk refleks açıklama yapmak olur. Bunun yerine soruyu derinleştirmeyi deneyin: karşınızdakinin hangi bilgiye dayanarak bunu söylediğini sorun. Çoğu zaman anlaşmazlık değerlerden değil, sizin görmediğiniz bir ayrıntıdan doğar. O ayrıntıyı öğrendiğinizde ya kararınız değişir ya da kararınızın neden sağlam olduğunu daha iyi anlarsınız. İkisi de kazançtır.

Tavsiyeyi almak, uygulamak zorunda olmak demek değildir. Dinlemek ile itaat etmek arasındaki farkı korumak, danışmayı sürdürülebilir kılar. Karşınızdakine “bunu düşüneceğim” demek, sonra da gerçekten düşünmek yeterlidir. Uygulamadığınız durumlarda neden farklı davrandığınızı kısaca paylaşmak ise ilişkiyi güçlendirir; kimse fikrinin boşa gittiğini hissetmek istemez.

Kendi Kendinize Sorabileceğiniz Üç Soru

Bir konuşmadan önce şu üçünü hızlıca geçin: Cevap beklediğimden farklı çıkarsa kararımı değiştirir miyim? Bu soruyu bugün kaçıncı kez, kaçıncı kişiye soruyorum? Soruyu sorarken tercihimi ele veriyor muyum? Bu üç sorunun cevabı, ihtiyacınızın adını size dürüstçe söyler.

Bu ayrımı yapmak, danışmayı bırakmak anlamına gelmez; tam tersine daha az kişiyle daha derin konuşmayı mümkün kılar. Onay ihtiyacınızı açıkça dile getirdiğinizde ondan utanmanız gerekmez. Tavsiye ihtiyacınızı temiz bir soruya dönüştürdüğünüzde ise gerçekten yeni bir şey öğrenirsiniz. Zamanla hem kararlarınız hem de çevrenizle kurduğunuz konuşmalar sadeleşir.